26 Haziran 2012 Salı

PARA; PARAYI ÇEKER, ZÜĞÜRDÜ ... ÖPER!

Yandaki fotoğraf sosyal medya sitelerinde bulunan "trust me, i am an engineer" veya "ilginç tasarımlar" gibi gruplara ait değildir!!! Birebir kendi mecburi tasarımım. :) 
Bildiğiniz gibi malum isimli işlemci firması birçok bilgisayar kullanıcısı tarafından tercih edilir. Bunun sebepleri arasında elbette teknolojik özellikleri bulunuyor olsa da büyük pay marka bilinirliğine aittir.
 Üstteki fotoğrafı şu şekilde açıklayayım. Bilgisayarımla genelde internet ve video izlemek için yüz göz oluyorum. Yaptığım işlemler bundan ibaret. Ama altındaki soğutucu amaçlı vantilatör çalışmadığı sürece bunları da yapamaıyorum. Temizliğini yapmama rağmen ömrünü 3 yılda dolduran işlemcim sıcaklara dayanamıyor ve bilgisayarı kapatıyor. 
Bilgisayar piyasasını ve teknolojisini takip etmediğimden değil aceleyle aldığım için bu işlemciyi seçmiştim. Mağaza stoklarında başka işlemci markasının olmayışı da etken oldu tabi. Peki bu duruma sebep olan nedir? Tabiki yatırım bütçeleri. Malum markanın pazarda reklamlarına bakıldığında tekelmiş gibi görünmesi, bilinçsiz tüketiciyi kendine çekmesi ve dünya "teknoloji" deviymiş gibi davranmasına imkan tanıyan sadece PARA! 
Sözüm ona teknoloji devimiz, tüm dünya çapında kabul görmüş bir lüks otomobil markasına chip üretmişti. Bu arba kendi kendini park eden ilk araç oldu dünyada. Fakat ne hikmetse bunun lansmanını da otomobil firmasından çok chip tedarik eden teknoloji devimiz yaptı. Yine enterasandır ki birkaç ay sonrasında otomobil üreticisi bundan vaz geçti (çok başarılı olduklarından olsa gerek) ve bir Amerikan markası otomobil üreticisi bu işe el koydu. Şu anda da çatır çatır satış yapıyor :) . Ama tüm bunlara rağmen "Silikon Vadisi'nin" yegane sahibiymiş gezinen teknoloji devimiz hala daha Türkiye pazarında lider.
Sonuç olarak "Para parayı çeker. Gittiği yerde de sana, bana gömer!" 

Gomüşürük :)

25 Haziran 2012 Pazartesi

ALA ZÖPLEK ZÖPTÜRÜR 

BINGIL GIBIŞ GIPTIRIR 

PALDIRIR KÜLDÜRÜRDİL 

GIGIYA DEĞENDE...


   Gecenin saat 11 inde bir blog açıp ne yazayım diye düşünen insandan enstantaneler...
Fotoğrafta görmüş olduğunuz gibi isyan eden sadece ben değilim. 
   Birkaç ülkenin toplam nüfusu kadar kişiye ev sahipliği yapan canım İSTANBUL'umda yaşamak ne kadar keyifli değil mi? 
   Mesela araç sahibi olmayan ve toplu taşımaya mecbur insanlar için düşünelim. Trafiğin korkulu rüyası, işe gidenlere hızır gibi yetişen metrobüsler sayesinde burnumun ne kadar iyi çalıştığını, vücudumun ne kadar esnek olduğunu ve yaz aylarında 15 dakikada ne kadar su (bol mineralli) üretebileceğimi öğrendim. Fotoğraftaki kızım bile günde ortalama 3-4 defa tüm vücudunu kendince temizlerken ondan çok daha gelişmiş bir türe ait ve de MEDENİ olduğunu iddia eden ama yıkanmayı sadece pazar ayini sanan insanlar tanıdım. Hayatımı güzelleştirdikleri için kendilerine teşekkürü borç bilip, buradan gönderiyorum! 
   "Kendi" araçlarında (tırnak içinde yazdım çünkü trafikteki birçok araç şirketler tarafından kullanıma tahsis ediliyor) seyahat eden cefakar vatandaşlarsa ayrı güzelliklerini görebiliyor canım İSTANBUL'umun... Mesela milyonlarca turistin görmek için İSTANBUL'a akın ettiği Boğaz manarası... Anadolu-Avrupa arası seyahat zorunluluğu olanlar için işe giderken Boğaz'da kahvaltı, eve dönerken de Boğaz'da akşam yemeği... Her ne kadar gürültülü ve kalabalık olsa da, bunlar herkese nasip olmayacak vakalardır. En azından İstanbul dışında yaşayanlar için! Tüm bu güzellikler yetmezmiş gibi, yoldaki beyaz çizgileri futbol sahalarının devamı sanan şoförler de ayrı tatlar yaşatıyor bize. Bize bunu bahşedenlere de buradan teşekkürlerimi sunuyorum!
   İstanbul'umun anlatılacak daha o kadar çok GÜZELLİĞİ var ama zaten birçok SAKİNinin bildiği husular olduğu için yazmaya gerek yok. Asıl mesele "SAKİN" olabilmemiz gerçekten de. Hayatın tüm genel ve yerel zorluklarına rağmen yaşamayı, hatta susarak, katlanarak ve de inatla YAŞAMAYI başarıyor olmamız asıl mesele. 
   Böylece yayınladığım ilk metin ile bu sayfayı neden açtığım konusuna da biraz ışık tutmuş oldum. Çevremde görüp, etkilendiğim her konuya, dilbilgisine aykırı bir şekilde, kendimce ve de boşboğazca bir üslupla yorum yapmak. Böylece ambale olan psikolojimi biraz olsun boşaltabilmek...


Gorüşürük :)