25 Haziran 2012 Pazartesi

ALA ZÖPLEK ZÖPTÜRÜR 

BINGIL GIBIŞ GIPTIRIR 

PALDIRIR KÜLDÜRÜRDİL 

GIGIYA DEĞENDE...


   Gecenin saat 11 inde bir blog açıp ne yazayım diye düşünen insandan enstantaneler...
Fotoğrafta görmüş olduğunuz gibi isyan eden sadece ben değilim. 
   Birkaç ülkenin toplam nüfusu kadar kişiye ev sahipliği yapan canım İSTANBUL'umda yaşamak ne kadar keyifli değil mi? 
   Mesela araç sahibi olmayan ve toplu taşımaya mecbur insanlar için düşünelim. Trafiğin korkulu rüyası, işe gidenlere hızır gibi yetişen metrobüsler sayesinde burnumun ne kadar iyi çalıştığını, vücudumun ne kadar esnek olduğunu ve yaz aylarında 15 dakikada ne kadar su (bol mineralli) üretebileceğimi öğrendim. Fotoğraftaki kızım bile günde ortalama 3-4 defa tüm vücudunu kendince temizlerken ondan çok daha gelişmiş bir türe ait ve de MEDENİ olduğunu iddia eden ama yıkanmayı sadece pazar ayini sanan insanlar tanıdım. Hayatımı güzelleştirdikleri için kendilerine teşekkürü borç bilip, buradan gönderiyorum! 
   "Kendi" araçlarında (tırnak içinde yazdım çünkü trafikteki birçok araç şirketler tarafından kullanıma tahsis ediliyor) seyahat eden cefakar vatandaşlarsa ayrı güzelliklerini görebiliyor canım İSTANBUL'umun... Mesela milyonlarca turistin görmek için İSTANBUL'a akın ettiği Boğaz manarası... Anadolu-Avrupa arası seyahat zorunluluğu olanlar için işe giderken Boğaz'da kahvaltı, eve dönerken de Boğaz'da akşam yemeği... Her ne kadar gürültülü ve kalabalık olsa da, bunlar herkese nasip olmayacak vakalardır. En azından İstanbul dışında yaşayanlar için! Tüm bu güzellikler yetmezmiş gibi, yoldaki beyaz çizgileri futbol sahalarının devamı sanan şoförler de ayrı tatlar yaşatıyor bize. Bize bunu bahşedenlere de buradan teşekkürlerimi sunuyorum!
   İstanbul'umun anlatılacak daha o kadar çok GÜZELLİĞİ var ama zaten birçok SAKİNinin bildiği husular olduğu için yazmaya gerek yok. Asıl mesele "SAKİN" olabilmemiz gerçekten de. Hayatın tüm genel ve yerel zorluklarına rağmen yaşamayı, hatta susarak, katlanarak ve de inatla YAŞAMAYI başarıyor olmamız asıl mesele. 
   Böylece yayınladığım ilk metin ile bu sayfayı neden açtığım konusuna da biraz ışık tutmuş oldum. Çevremde görüp, etkilendiğim her konuya, dilbilgisine aykırı bir şekilde, kendimce ve de boşboğazca bir üslupla yorum yapmak. Böylece ambale olan psikolojimi biraz olsun boşaltabilmek...


Gorüşürük :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder